Amalimiz afkarımız ikbal-i vatandır Ser-haddimize kal'e bizim hâk-i bedendir Osmanlılarız ziynetimiz kanlı kefendir Gavgaada şehadetle bütün kâm alırız biz Osmanlılarız can veririz nâm alırız biz
Kan ile kılıçtır görünen bayrağımızda Can kokusu geçmez ovamızda dağımızda Her gûşede bir şîr yatar toprağımızda Gavgaada şehadetle bütün kâm alırız biz Osmanlılarız can veririz nâm alırız biz
Osmanlı adı her duyana lerze-resândır Ecdâdımızın heybeti ma'rûf-i cihandır Fıtrat değişir sanma bu kan yine o kandır Gavgaada şehadetle bütün kâm alırız biz Osmanlılarız can veririz nâm alırız biz
Top patlasın ateşleri etrafa saçılsın Cennet kapısı can veren ihvâna açılsın Dünyada ne bulduk ki ölümden de kaçılsın Gavgaada şehadetle bütün kâm alırız biz Osmanlılarız can veririz nâm alırız biz.
Kaynak: Batı Te'sîrinde Türk Şiiri Antolojisi, s. 70-71
Atım acından hasta, çalmışlar kılıcımı, Üşürüm. İçimde silah sesleri, Sabaha kadar, tövbe tövbe, Gecelerle dövüşürüm.
Kabzalarım vardı parıl parıl, Altın elmas. Getirmiştim ta Orta Asyadan, Ta batı Avrupa hayran olmuştu, Kalmış ağırlıklarınca avuçlarımda yas.
Hepsi bir başka biçimdeydi, Ama kardeşti tüfekle yay. Onlarla yaşamam hızlanırdı, Duyulurdu suyun ekmeğin lezzeti daha hoş, Daha kolay.
Çalmışlar kılıcımı, Vaktim bir ateşle kızıllaşır önce. Sonra tarihler tarihler döğer içimizdekileri, O kadar hafif, o kadar yalın, Kılınç olur düşünce.
Ben sana mecburum bilemezsin Adını mıh gibi aklımda tutuyorum Büyüdükçe büyüyor gözlerin Ben sana mecburum bilemezsin İçimi seninle ısıtıyorum. Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor Bu şehir o eski İstanbul mudur Karanlıkta bulutlar parçalanıyor Sokak lambaları birden yanıyor Kaldırımlarda yağmur kokusu Ben sana mecburum sen yoksun.
Ölmek kimi zaman rezilce korkuludur İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur Tutsak ustura ağzında yaşamaktan Kimi zaman ellerini kırar tutkusu Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından Hangi kapıyı çalsa kimi zaman Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatih'te yoksul bir gramafon çalıyor Eski zamanlardan bir cuma çalıyor Durup köşe başında deliksiz dinlesem Sana kullanılmamış bir gök getirsem Haftalar ellerimde ufalanıyor Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem Ben sana mecburum sen yoksun.
Belki haziranda mavi benekli çocuksun Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin Kötü rüzgar saçlarını götürüyor
Ne vakit bir yaşamak düşünsem Bu kurtlar sofrasında belki zor Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden Ne vakit bir yaşamak düşünsem Sus deyip adınla başlıyorum İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin Hayır başka türlü olmayacak Ben sana mecburum bilemezsin.